2 Ocak 2026 Cuma

Hoş Geldin 2026, Güle Güle 2025

“Bunu aşamıyorum. Sadece… yapamıyorum.”

- Lee Chandler, Manchester by the sea

Bazı şeyleri anlamakta zorlanıyorum. Mesela; yeni yıla girdik ama hiçbir şey farklı değil. Takvimler dışında her şey aynı. Herhalde insanlar yaşlandıkça bu gibi günlerde bir değişiklik bekliyor, ama o değişiklik gelmiyor.

Babamı kaybettiğim dördüncü yıldan fazladır hâlâ babamın ölümüne ağlayamadım. Bunu yaşamayı çok istiyorum; sanki sırtımdaki tüm ağırlığı o gözyaşlarımla birlikte dökecekmişim gibi hissediyorum. Ama ağlayamıyorum. Bu düşünceyi aşamıyorum. Belki bu yüzden kendimi zorluyorum, kim bilir…

Eskiden ailemle, iyi kötü, bir arada yeni yıla girerdik. Yılbaşı kutlaması yaparken havai fişeğimiz olurdu. Aşkabat’ta “pitarda” dedikleri kız kaçıranları, “obtom bazaar” denilen toptan pazarı dolaşarak arardık. Özellikle son dönemlerde o kadar zor bulunuyordu ki, bu Rus yapımı patlayıcılar okulda karaborsaya düştüğü zamanlar olurdu. Ama o günler eğlenceliydi.

Yılbaşına annem, babam, kardeşlerim hep birlikte girmeyi tekrar çok isterdim. Ama artık sanki parçalanmış bir hayatım var gibi hissediyorum. Babam yok. Kız kardeşim başka bir ülkede; kim bilir ne zor zamanlar geçiriyor, kendi içinde neler yaşıyor, bizimle paylaşmıyor. Annem ise kendi evinde yalnızlığa alışmış gibi…

Ne çok isterdim o eski günlere dönmek. Ne çok özledim o günleri. Sadece o günlere geri dönebilmek için her şeyi yapabilirim; yeter ki biri bana bunu mümkün kılabileceğini söylesin. Hafızam silinsin. Aşkabat’ta, evimde, yılın son günü sabahına uyanayım heyecanla. Her şey en başa dönsün.

Annemin ve babamın bizi zorla kahvaltıya uyandırdığı günlere döneyim. Sürekli evde piyano çaldığım için anne ve babamın “YETTEEEEER!” dediğini ayrı ayrı duyayım. Ses gitmesin diye kapatılan kapıların çarpma seslerini dinleyeyim. Ev telefonundan arayan arkadaşlarımla belirlediğimiz bir saatte, öylesine bir yerde buluşalım. Yeni yıla girmeden önce, yaşadığımız şehirdeki tüm yakın çevremiz evde toplansın; hep birlikte, coşkuyla yeni yılı karşılayalım…

Aaah ah… Ne kadar çok isterdim o günlere dönmeyi.

Ama bugün de güzel bir hayatım var. Mesela beş yaşına girmiş bir kızım var. Bu sene ilk defa karla oynadı. Kar yağışını görünce evde duramadı; attık kendimizi bahçeye. Çok uzun zaman sonra yeni yıla kar yağışıyla girdik. Pek doyamadık ama sonunda bir kardan adam yaptık.

O günlere dönemiyorum.
Hafızam silinmiyor.
Aşkabat’ta, o evde, o sabahlara uyanamıyorum.

Ama bugün başka bir sabaha uyanıyorum.
Karı ilk kez gören bir çocuğun heyecanına.

Belki yeni yıl budur.
Aynı acıyla, ama başka bir hayatla devam etmek.



10 Ekim 2025 Cuma

Kaos ve değişiklik...



Tüm büyük değişikliklerden önce kaos gelir.

 Deepak Chopra

      Aradan çok zaman geçti buraya yazmayalı. En son gönderime baktım, bir buçuk yıldan fazla olmuş. Bu sürede çok şey değişti, ben değiştim, dünya değişti...

     Babamı kaybedişimin 4. yılındayım. Hala babamın ölümüne ağlayamadım ve bu durum kimsenin umurunda değil gibi. Bizi düşündüğünü iddia edip bizim mutluluğumuza haset duyan insanların olduğu bir dünyada yaşıyoruz... En acısı bunu yapanların en yakınındaki kişilerin olması...

         Sahiden, neden hep böyle saçmalıklar içerisindeyim diye çok sorguluyorum kendimi ama cevap yok. Gezmeye gidersin, "biz burada otururken siz gezip tozabiliyorsunuz", "biz .... iken siz tatile gidebiliyorsunuz" diye neden insanlar haset duyar..? Sonra kötü olan biz oluyoruz. 

      Bir insan ağzından söylediği şeyi işine geldiğinde "söyledim" işine gelmediğinde "söylemedim" diyebiliyorsa neden biz oluyoruz?

     Bir insanla konuşmuyorsan, küsüyorsan vs. ortak kişilerle neden konuşmuyor insanlar anlam veremiyorum.

        Hayatımın en zor dönemlerini atlattım, hala kendimi diri tutmaya çalışıyorum. Boğuluyorum ama kimsenin umurunda değil bu, eşimin, ailemin, annemin, kardeşlerimin...

         Hayata neden başkalarıyla aynı yerden bakmak zorundayım? Neden başkaları bir şeyler yapamıyor diye bende yapmamak zorundayım?

        Size soruyorum; neden siz eşeklik yapıyorsunuz diye ben eşek olmalıyım? Siz neredeydiniz ben çocukken dilini bile doğru konuşamadığım bir ülkede tek başımayken? Ne oldu!

         Bugün hayatımı kökten değiştirecek konularla alakalı kararlar alma arifesindeyken neden böyle salak şeylerle uğraşmak zorundayım!?

            Sizin umurunuzda olmadığımı 15 - 16 yaşımdayken anladım ben, sizin umurunuzda olan tek şey benim sizin istediğiniz kişi olmam, egonuzu tatmin edebilmeniz için.... Hayatımı çalmış olmanıza rağmen...

        Büyük bir kaos içindeyim...

        Büyük bir çaba içerisindeyim...

        Büyük hayaller içerisindeyim...

        Büyük hayallerimin peşindeyim...

     Bu "BÜYÜK"lerin hangisinde bana destek oldunuz? Anladım ki kime destek olursan ol, destek olduğun an, sadece o destek olduğun an onlar için "iyi" kişisin, "vefalı" kişisin, "hayırlı" kişisin. Destek olamadıktan sonra "KÖPEK" bile değilsin...

        Artık karar alma zamanı geldi, süre dolmadan, gecikmeden karar almam lazım, ama nasıl... Daha iyi bir hayat yaşamaktan korkar olduk bunlar yüzünden, artık sizden uzaklaştım -ki yıllar önce zaten siz benden uzakmışsınız! Bu acıyı bana yaşattıktan sonra gelip bana "laga luga" yapacak kimseye ihtiyacım yok, böyle insanlara çevremde yer yok...

        Sizin varsa o tapındığınız Allah'ınız, beni ona şikayet edebilirsiniz! Sakın benim için "ISLAH ET" diye dua etmesin kimse, sizin inancınız başkalarının hayatlarının içine sıçmayı "DOĞRU" buluyorsa sizin tanrınız sizin belanızı versin...

        Tek bir söz ile bitirmek istiyorum, bunu sizin Allah'ınızdan diliyorum;

        Benim olmayan bir hayatı bana dayatanları ALLAH ISLAH ETSİN!

        PS: Baba, seni çok özledim..!

4 Ocak 2024 Perşembe

Bir gün daha geçti, geçerken bir yıl götürdü...


 

Ne desem bilmiyorum, bilemiyorum.

İyi miyim, kötü müyüm hiç bir fikrim yok. Sadece bir kaç aydır çok yoğun çalışıyorum, başarımdan habersiz şekilde. Başarılı mıyım acaba? Yaptığım şeyler başarı veya başka bir şey denilebilir mi?

Tedirginliklerim var, iş sorumluklarımla alakalı.

Acaba, üstesinden gelebilecek miyim?

Hiç bir fikrim yok.

Yeni yıla buruk, sessiz ve mutsuz girdik yine. Güzel ülkemdeki olaylardan dolayı olsa gerek, herkesin suratı asık.

Eskiden yıl biterken sevinirdik, neden sevinemiyoruz? 

Bunu kendine sorup "Yaşlandık" diyen çok kişi var ama tamamen saçmalık. Yaşlanmak insanın mutluluğunu götürmez ki, en azından benimkini.

Hiç böyle hayal etmemiştim; büyümeyi, sorumluluk yüklenmeyi...

Ama her neyse... Güzel şeyler de var.

Mesela;

Umay Nil 2 yaşına girdi geçen ay başında. Hala konuşamıyor ama sağlık sorunu olduğunu düşünmüyorum.

Sağlık demişken, geçen hafta 3 gece hastanedeydik, bizim nonik zatürre atlattı. Çok şükür iyi şimdi ama perişan olduk, hem iş hem aile derken ben iki kere perişan oldum...

Her neyse, her kes zor ve yoğun, yorucu zamanlar geçiriyor mutlaka, bunlar da bitecek yada bitmeyecek, ben alışacağım. Emin değilim...

Güzel günler göreceğimize inanıyorum...

Kalın sağlıcakla...

6 Eylül 2023 Çarşamba

Toprağın altında geçirdiğin iki yıl, toprağın üstünde geçireceğim bir ömür...

 



En kötü şey ne biliyor musun? Son nefesini verirken aklından geçeni bilememek, sana veda edememek...


Yine bu gece aynı saatte uyandım. Doktorun gelip "Başınız sağolsun" dediği anda... Rüya göremiyorum artık, rüya görmenin nasıl bir şey olduğunu bile hatırladığımdan emin değilim.

Bilmiyorum BABA. Hala ne yapacağımı bilmiyorum. Hayal kuramıyorum, çünkü hayallerimde hep sen vardın eskiden. Sen olmadan eksik kalıyor hayallerim ve beni bilirsin, bir şeyi eksik yapacağıma hiç yapmam daha iyi...

Bilmiyorum BABA. Hala nereye gideceğimi bilmiyorum. Plan yapamıyorum, çünkü planlarımda hep sen vardın eskiden. Sen olmadan eksik kalıyor tüm planlarım ve beni bilirsin, bir şeyi eksik yapacağıma hiç yapmam daha iyi...

Bilmiyorum BABA. Hala sohbet ederken ne konuşacağımı bilmiyorum. Konuşamıyorum, çünkü konuşmalarımda sen olurdun eskiden. Sen olmadan eksik kalıyor tüm sözlerim ve beni bilirsin, bir şeyi eksik yapacağıma hiç yapmam daha iyi...

Bilmiyorum BABA. Hala yolculuk yaparken nereye gideceğimi bilmiyorum. Gidemiyorum, çünkü giderken hep sen olurdun aklımda. Sen olmadan eksik kalıyor tüm yolculuklarım ve beni bilirsin, bir şeyi eksik yapacağıma hiç yapmam daha iyi...

Bilmiyorum BABA. Bu şeylerle nasıl başa çıkacağımı bilmiyorum. Başa çıkamıyorum, çünkü her şeyle başa çıkarken sen olurdun yanımda eskiden. Sen olmadan eksik kalıyor tüm çabalarım ve beni bilirsin, bir şeyi eksik yapacağıma hiç yapmam daha iyi...

BABA;

Sen gittin, rüyalarım bitti...

Sen gittin, hayallerim bitti...

Sen gittin, planların bitti...

Sen gittin, sözlerim bitti...

Sen gittin, yollarım bitti...

Sen gittin, çabalarım bitti...

Boğazıma düğümleniyor her gülüşüm, kahkaha atmıyorum aylardır, atamıyorum!

"Çok konuşma oğlum, boş konuşmuş olursun" derdin; artık hiç konuşamıyorum. Arada buraya girip belki okuyabiliyorsundur diye buraya yazıyorum. Emin ol, sen gelmiyorsan kimse gelmiyordur buraya...

Seni çok özledim... Eğer öbür dünya var ise, seninle orada görüşeceğiz...

Bir gün mezarına gelip sana sevdiğin bu şarkıyı dinleteceğim. Umarım oda günah değildir. 


Buda maviş gözlü tontiş torunun Umay Nil.

Ona "Nonik" diyoruz :) 

Görme ne hallerde şu sıralar. Bana arada "Baba" demeyi öğrendi. Parmak seviyor, sürekli gelip parmağımı tutup bir şeyler gösteriyor :) 

Sürekli elleri havada geziyor, gören polis kovalıyor zanneder :) Keşke sende görebilseydin, nasıl eğlendiğimizi.

Torununa iyi bir BABA olabiliyor muyum bilmiyorum ama senin kadar iyi bir BABA olabileceğimden emin değilim. Gerçi erkekler BABA olunca BABA'ları gibi olurmuş. Umarım bende senden bir şey kapmışımdır...

Seni çok özleyen canın, kanın ve yaramaz oğlun...

Seni çok özledik...